
Haluk Levent Kırmızıgül hapse giren anından itibaren adeta bir dönemeç yaşadı. Prestij Müzik’in sahnesinde Özcan Deniz’le başlayan yolculuk, zamanla ekrana ve büyük sahnelere taşındı; fakat başarı arayışının gölgesinde, ağır borçlar ve kişisel mücadeleler de arkadan geldi. O dönemde yarı rüzgâr gibi esen şöhret, bugün geriye dönüp baktığında bile karmaşık bir zincir olarak duruyor.
Bir taraftan konserler yükselen ritimlerle dolup taşarken, diğer taraftan markaların sponsorluğunda geniş kitlelere ulaşmak mümkün oldu. Ancak en tatlı başarılar bile, bazı kararların ve bağımlılıkların gölgesini taşıdı. Adana Karatağ Cezaevi’nin kapılarından, rahmetli yapımcımız Hilmi Topaloğlu ve Özcan Deniz’le birlikte açılan yolculukta bile, borçlar ve zorlu tercihler aradan çıkmadı.
O günler, nihayetinde hayatın akışını değiştirecek kadar sert dersler bıraktı. Güçlenen bir güvenin simgesi olan izleyici desteği ve milyonlarca insanın desteği, Haluk’a bir ikinci şans sunma iddiasıyla geldi; ancak içsel hesaplaşmalar ve kötü alışkanlıklar tekrar yükseldi. Depremin acısı ve o özel kızının hatırası, mecburen yüzleşilecek gerçeği taşıdı. Şu sorunun yankısı hâlâ kulağımızda çınlıyor: Gerçekten değdi mi Haluk?
